6 Ekim 2010 Çarşamba

avanak II

Sen bana bakma emi
Ben hergün böyle değilim ha
Haftada birdir bu avanaklığım
Ve bakışlarımdaki bulanıklık
Sensiz oldukça..

Islak asfalttan faytonlar geçer ard-arda
Faytonlarda kadınlar.
Aklımdan vapur düdükleri geçer
Sen geçersin
Kurbağa bakışların..
Ve hep dokunur bana bu nal sesleri
Sen bana bakma emi.

Alanda bir saat vardır, bilmezsin
Ben ona iş olsun diye bakarım.
Senin saatın yok
Benim var.
Senin bileklerin ince
Benimkiler kalın.
Ufacık ellerini okşarım, ufacık ellerini
Sen bana bakma emi..

Bir düşün gazeteci çocukların bağırışlarını
Yaşamanın beş kuruşluğuna akıl erdir.
Sonra bir kadın sokulur yanıma
Kucağında bir çocuk
Gözbebeklerinde ben.
Kadının elleri utangaç
Dilenciler ağlatır beni
Sen bana bakma emi..

Her hafta eve varırım sık-nefes
Mektup var mı derim benim kızdan, selam var mı?
O yok, bu yok hadi
Sen niye yok olmadın daha?
Ya ürkekliğin
Ya sıkılganlığın neden hala hatırımda? .
Kızarım, geçmişine okurum
Ya da geleceğine.

Tutar bir de düşünürüm evliliğimi
Sen bana bakma emi..

Bir meyhaneye giderim sonra
Mesela Havana’ya.
Bir Marmara isterim, bir votka
Babam yaşındaki adamlardan cıgaramı yakarım
Senin adresini yakarım, bendeki varlığını..
Erkeğin biri anırır pikaptan
«Kadına Kanma» şarkısını.
Şarkının pilağı
Pilak param-parça avucumda
Ne kitabı kalır, ne dini
Sen bana bakma emi..

Haa unuttum, bu şehir Bursa
Bursa demek; yeşil demek, su demek.
Tekmil kadınlar sana benzer bu şehirde
Tekmil kızlar.
Ben seni bilmem oysa
Gözlerin ya yeşil
Ya siyah
Ya mavi
Sen bana bakma emi..

Camilerden ezan sesi gelir beş vakit
Allah’ımı, anamı hatırlarım.
Bildiğim dualardan okurum sonra
Ardından amin ederim:
Seni isterim
Amin.
Benden gebeliğini
Amin.
Ama yalnız ben çekerim amini
Sen bana bakma emi..

Şey..
Sen bana bakma emi
Ben hergün böyle değilim ha
Haftada birdir bu avanaklığım
Ve bakışlarımdaki bulanıklık

Sensiz oldukça..

2 Ekim 2010 Cumartesi

şu an ne düşünüyorsun?

bekle dedi gitti
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi birşey oldu, ama kimse ölmedi.

sus ve dinle!

sana senin hikayeni anlatacağım. hikayen maalesef masallar diyarında, yeşille ve maviyle geçmiyor. mekanımız taşla örülü ve kahverengi ve gri.

gurbetten gelmişiz, yorgunuz hancı. ilk vücut bulduğumuz yerle olan illiyet bağımız kesildikten beri, şuraya bir yatak ser yavaş yavaş'tan başkasını isteyemiyoruz.

gördüğün her şey ucundan kıyısından sen, ucundan kıyısından gördüğün her şeyi senden öte ve ziyade olana bağlayan yine sen. biz böyle toprak ve güneş birlikteliğiylen, bu balçık neden?

dehşetli uyku basmalarından, günlerce uykusuzluğa geçişimiz tereyağından kıl çeker gibi kolay oldu. sen ne düşünüyorsun bilmem ama öyle pervasızca suçlayamazsın kolay olanı zora tercihimizi. hep insanca, mümkün olduğunca insanca davranmaya çalıştık. amma velakin, varlığında ancak tuğlalarını boyayacak kadar parmağımızın bulunduğu duvarı yıkmak ve yıkmamak arasında kararsız kaldık. evet belki sahiden bu kadar yüksek olmak zorunda değildi. en azından bir kaç sırayı ortadan kaldırabilirdik. ve fakat akrep zodyak'ın en ya hep, ya hiç'çi burcudur.

ne yapmalı demiyorum, bunu söylemek benim haddime değil. kırk günümü çilehanede geçirsem haddime midir? dünyanın bütün kitaplarını istiyorum desem, gözüme perde inse okumaktan? o zaman buna hakkım olacak mı? beni kim seçecek, ya seni?

hepimiz en az bir ağacın yaprakları kadar eşitiz. her insanda kendi sefil hayatının anlamını bulmak mümkün. doğrunun bile bu kadar muğlak olduğu bir zamanda gerçeği aramak gece olunca ışıkları yakmak kadar anlamsız ve gereksiz ve korkakça.

sana senin öykünü anlatmadan yapamam. kendine başka öyküler bulmak da senin işin. sen seç hangisi daha gerçek?